|
|
#6 (permalink) | |||||||||||||
|
ALAIN DE BOTTON’ UN ANLATIMIYLA SOKRATES İ.Ö 469 yılında Atina’da doğdu. Babası Sophroniskos’ un heykeltıraş, annesi Phainarete’ nin de ebe olduğu söylenir. Sokrates gençliğinde filozof Arkhelaos’ un öğrencisi oldu, sonra da düşüncelerinin hiçbirini yazıya geçirmeden felsefe yapmaya başladı. Verdiği felsefe derslerinden para talep etmediği için yoksul düştü ama mal mülk edinme kaygısı zaten hiç yoktu. Bütün yıl aynı giysiyi üstünden çıkarmıyor, neredeyse her zaman çıplak ayak dolaşıyordu (ayakkabıcıları sinir etmek için dünyaya geldiğini söyleyenler bile vardı). Öldüğünde evli ve üç erkek çocuk babasıydı. Karısı Ksanthippe’ nin huysuzluğu dillere destandı (niçin böyle bir kadınla evlendiği sorulduğunda filozof, at terbiyecilerinin en huysuz atlarla çalışması gerektiğini söylerdi). Zamanının çoğunu evin dışında, Atina’ nın halka açık alanlarında arkadaşlarıyla söyleşerek geçirirdi. Arkadaşları onun bilge kişiliğine ve mizah yeteneğine hayrandılar. Ama herhalde çok az kişi dış görünüşüne hayran olabilirdi. Kısa boylu, sakallı ve keldi; acayip, sanki yuvarlanırmış gibi bir yürüyüşü vardı. Onu tanıyanlar yüzünü çok çeşitli şeylere benzetiyorlardı: Bir akrebe, bir satire ya da bir soytarıya. Burnu yassı, dudakları kalındı; pörtlek, şiş gözlerini, çalı gibi karmakarışık kaşları gölgeliyordu. Yine de, en garip özelliği şuydu: Farklı sınıflardan, farklı yaş ve meslek gruplarından Atinalıların yanına yaklaşıp, kendisini biraz garip bulacaklarını, hatta sinirlenebileceklerini düşünmeden onlara damdan düşer gibi niçin herkes tarafından doğru kabul edilen şeylere inandıklarını ve hayatın anlamının onlara göre ne olduğunu soruyor, sorusuna açık ve net yanıtlar vermelerini istiyordu. Bu davranış karşısında şaşkınlığa düşen generallerden biri şöyle diyor: <<İnsan ne zaman Sokrates ile karşılaşsa, onunla sohbet etmeye başlasa, hep aynı şey oluyor. Önce siz bambaşka bir konudan söz etmeye başlıyorsunuz, sonra Sokrates sizi yönlendirerek istediği yere çekiyor, en sonunda da sizi tuzağa düşürüp şimdiki yaşam biçiminiz ve geçmiş yaşamınız ile ilgili ayrıntılı bilgiler edinmeden, yaşamınızı her açıdan didik didik incelemeden sizi bırakmıyor.>> Bu alışkanlığı bağlamında iklimden ve kent planlamasından da yardım gördüğü söylenebilir. Atina yılın altı ayı sıcaktı; dolayısıyla insanlarla, ev ortamı dışında, resmi bir tanıştırma olmaksızın sohbetler yapabilme olanağı fazlaydı. Kuzey bölgelerinde, loş, duman altı kulübelerin balçıkla sıvanmış duvarları arasına sıkışıp kalan etkinlikler için, burada cömert Atina semalarından başka bir şeye gereksinim duyulmuyordu. Agora’ da, Boyalı Avlu’ da ya da Zeus Eloterios avlusunda, sütunlar arasında gezinmek ve akşama doğru, öğle vaktinin hayhuyundan da gecenin huzursuzluğundan da uzak o özel saatlerde, yabancılarla konuşmak adettendi. Kent büyük olduğu için çok da şenlikliydi. Atina’ da ve Atina Limanı’ nda yaklaşık 240.000 kişi yaşıyordu. Kentin bir ucundan öteki ucuna, yani Pire’den Ege kapısına yürümek bir saatten fazla zaman almıyordu. Burada yaşayanlar, tıpkı bir okuldaki öğrenciler ya da bir düğündeki davetliler gibi kendilerini birbirlerine çok yakın hissediyorlardı. Yani, sokağın ortasında yabancılarla sohbete başlayanlar yalnızca deliler ve ayyaşlar değildi. Eğer varolan düzeni sorgulamaktan kaçınıyorsak, bunun nedeni -içinde yaşadığımız kentin iklimi ve büyüklüğü bir yana-toplum tarafından kabul gören her şeyin doğru olduğunu düşünmemizdir aslında. Çıplak ayaklı filozof ise, toplum tarafından benimsenen her şeyin anlamlı olup olmadığına ilişkin bir sürü soru sormuştu. FELSEFENİN TESELLİSİ Alain de Botton Çev. Banu Tellioğlu Altuğ Sel Yayıncılık İstanbul - 2004 ıÜüSOKRATES’ İN İLERİ SÜRDÜĞÜ FELSEFİ GÖRÜŞLERİN ÖZELLİKLERİ NELERDİ ? Felsefe tarihin en ünlü düşünürü olduğu ve adı efsanelere karışıp günlük dilde bile yaygın hale geldiği halde, Sokrates, yazılı tek satır bırakmamıştır. Onun görüşlerini, öğrencisi Platon' un ve Ksenophon' un yazılarından öğreniyoruz. M.Ö. 469-399 yıllarında Atina' da yaşayan filozof, kendisinden önceki düşünürler gibi, dış gerçekle ve tabiatla değil, insanla ve ahlak problemleriyle ilgilenmişti. Sokrates' in felsefi araştırmaları ahlaki hayata, erdemlere (faziletlere) yöneliyor, bunları araştırıyor ve felsefe tarihinde ilk olarak ve kesin bir şekilde, insan aklı kendi kendisine dönerek kendisini inceliyordu. Filozof için gerçek değer taşıyan bilgi, insanın kendi kendisi hakkındaki bilgiydi. Sokrates' in «kendini bil!» sözünün anlamı budur. İnsanın ve ahlâkî hayatın (erdemlerin) ne olduğunu açıklarken, hiç bir şey bilmediğini söyleyerek işe başlıyordu Sokrates. Her şeyden şüphe ediyor; her şeyi eleştiriyor ve irdeliyordu. Bu açıklamalar, Sokrates' in, sofistlere benzediğini göstermektedir. Gerçekten de, tabiatı değil insanoğlunu araştırma konusu yapması ve büyük bir şüphecilikle davranması Sokrates' i, sofistlere yaklaştırmaktadır. Bununla birlikte, Sokrates, insan düşüncesinin herkes için geçerli doğrulara varabileceğine inandığı için sofistlerden kesin olarak ayrılıyordu. Filozofa göre, iyilik, kötülük, erdem, gibi ahlâkî gerçekler, toplumlara ya da insanlara göre değişen şeyler değildi. Bunlar, düşüncenin metotlu bir şekilde yürümesiyle, bilgisi sağlam bir şekilde elde edilebilecek olan evrensel gerçeklerdi. Filozofun ödevi, şüphe, inkâr, eleştirme ve araştırma yoluyla, «iyilik», «kötülük», «erdem», «adalet» gibi kavramların tam bir bilgisine ulaşmak, bunların kesin tanımlarını (tariflerini) ortaya koymaktı. Aslında, bu bilgiler, insanların ruhunda gizli olarak bulunuyordu. Önemli olan, bu bilgileri uyandırmak, ortaya çıkmalarına yardım etmekti. Bundan ötürü Sokrates, kendi metoduna «maieutike» (doğurtma sanatı) adını vermişti. Bunu sağlamak için de, herhangi bir konu üzerinde bir kimseyle karşılıklı olarak konuşmaya girişiyordu. Bu karşılıklı konuşma, yani diyalog başladığı zaman, Sokrates konu hakkında hiç bir şey bilmediğini söyleyerek işe girişiyor ve sorular soruyordu. Karşısındaki kimse, üzerinde tartışılan konu (meselâ «adaletin ne olduğu») hakkında bildiklerini ileri sürünce, Sokrates «alaycı» bir tavırla, onun sağlam bilgiler ileri süremediğini gösteriyordu. Oysa, ahlâkî gerçekler hakkında sağlam ve herkes için geçerli bilgiler edinmek gerekliydi. Çünkü Sokrates'e göre, ahlâklı yani erdemli olmak demek bilgili olmak demekti. Ayrıca erdemli kimse, mutlu bir hayat süren kimseydi. Demek ki, filozof, bugün bize ilk bakışta bir hayli garip gelen bir görüşü savunmaktadır. Bu görüş, erdemli ya da ahlâklı olmakla, mutlu bir hayat sürmenin aynı şey olduğunu ileri süren görüştür. «Eudaimonist» (mutlulukçu) diye adlandırılan bu ahlâk görüşü, bütün ilk çağ düşüncesinin kabullenmiş olduğu bir düşüncedir. Sokrates, ileri sürdüğü ilkeler ve kullandığı metot ile, ahlâk felsefesinde ilk bilimsel inceleme çığırını açmıştı. Bununla birlikte, geliştirilmiş ve ayrıntılı bir ahlâk felsefesi ortaya koymamıştı. Ne var ki, ahlâk felsefesindeki bu akılcı (rasyonalist) tutumu ve felsefeyi bir çeşit kendi kendine dönmüş ve bilinçlenmiş düşünce olarak ortaya koyması, felsefe tarihinde ölümsüz ve belki de en önemli yeri almasını sağlamıştır. Sokrates, çağdaşları ve özellikle gençlik üzerinde büyük etki göstermişti. Bunun başlıca nedeni, düşüncelerine uygun olarak tam bir bilge hayatı sürmesi; «hakikati» aramaktan başka bir tutkuya kapılmamış olmasıydı. Düşüncesi ile davranışları arasında sağlam bir uyuşma ve bütünlük bulunması da, Sokrates'i, günümüzün düşüncesine ve felsefesine yaklaştıran çok önemli bir özelliktir. Filozof, içinde yaşadığı toplumun inançlarını, törelerini, peşin hükümlerini, sahte yanlarını derinlemesine eleştirip ortaya koyduğu ve akıldan başka bir yol gösterici tanımadığı için ölüme mahkûm edilmişti. Sokrates, hapishaneden kaçmayı kendine yediremeyerek ölümü kabul etti. İyiyi ve doğruyu ara****** insanoğlunun yaşantısını daha mutlu kılmaya çalışan gerçek filozof tipinin temsilcisi olduğunu hayatı ve ölümüyle apaçık şekilde gösteren ilk düşünür Sokrates'tir. Kaynak: FELSEFE EL KİTABI Selahattin Hilav Gerçek Yayınevi – 100 Soruda Dizisi İstanbul - 1975
__________________ |
|||||||||||||
|
|
|
| Bu Mesaj İçin Asur-Banipal Kullanıcısına Teşekkür Edenler: | MaXJoHNRoYaN (07-20-2008) |
|
|
#7 (permalink) | |||||||||||
|
SOKRATES’ İN DÜŞÜNME YÖNTEMİ
Filozof bize yalnızca başkalarının hatalı olabileceğini göstermekle kalmıyor, bir de neyin doğru olduğuna kendi kendimize karar vermemize yarayacak basit bir yöntem sunuyor. Pek az filozof düşünerek yaşamaya başlamak için bu kadar az şeyin gerekli olduğunu düşünür. Sokrates’e göre bunu yapabilmek için yıllarca eğitim almamız ve çok fazla boş vaktimiz olması gerekmez. Meraklı, zihnindeki taşları yerli yerine oturtabilmiş ve sağduyuya uygun olduğu iddia edilen bir düşünceyi gözden geçirmek isteyen herkes, Sokrates’in yöntemini izleyerek, sokakta yürürken bir arkadaşıyla bu konuda bir sohbete başlayabilir ve sonunda, yarım saatten kısa bir zaman içinde bir ya da iki çarpıcı sonuca ulaşabilir. Sokrates’in sağduyuyu sorgulama yöntemine, Platon’un ilk ve hatta daha sonraları kaleme aldığı diyaloglarda rastlanabilir çünkü bu yöntemde tutarlı basamaklarla ilerlemek söz konusudur ve aslında bu yöntemi, yemek tarifi ya da bir kılavuz kitap diliyle de rahatça ifade ederek herkesin kabul etmemizi istediği ya da içten içe karşı çıkmak istediğimiz bir görüş için uygulayabiliriz. Bunu yaparken filozofa haksızlık ettiğimizi düşünmemize de gerek yok. Yönteme göre, bir ifadenin doğru olup olmadığını anlamak için, bu ifadenin çoğunluk tarafından kabul görüp görmediğine ya da önemli insanlar tarafından çok uzun bir zamandır benimsenmiş olup olmadığına bakamayız. Doğru ifade mantıksal olarak bir çelişkiye yol açmayacak ifadedir. Eğer tersi kanıtlanamıyorsa bir ifade doğru diye kabul edilir. Eğer tersi kanıtlanabiliyorsa, bu ifadeyle yansıtılan görüşe kaç kişi inanırsa inansın, ifade yanlıştır ve biz de ilgili bir şüpheye kapıldığımız için haklı çıkmış oluruz. 1. Sağduyuya uygun diye nitelenen bir görüşü yansıtan bir ifade seçin. Cesaret savaşta geri çekilmemeyi gerektirir. Erdemli olmak varlıklı olmayı gerektirir. 2. Bu görüşü dile getiren kişinin kendine güveniyor ve bu görüşün doğruluğuna inanıyor olmasını bir süreliğine bir kenara bırakarak ifadenin yanlış olduğunu varsayın. İfadenin doğru olamayacağı durumlar ya da bağlamlar bulmaya çalışın. Kişi savaşta geri çekilmesine karşın cesur olabilir mi? Kişi savaş alanını terketmediği halde cesaretten yoksun olabilir mi? Kişi parası olduğu halde erdemsiz olabilir mi? Kişi parasız olduğu halde erdemli olabilir mi? 3. Eğer bir istisna bulabildiyseniz, yapılan tanım yanlıştır ya da en azından eksiktir. Kişinin, cesur olduğu halde geri çekilmesi mümkündür. Kişinin, geri çekilmediği halde cesaretten yoksun olması mümkündür. Kişinin, parası olduğu halde sahtekarın teki olması mümkündür. Kişinin, parasız olduğu halde erdemli olması mümkündür. 4. Şimdi, başlangıçta kullandığımız ifadeye nüanslar eklemeli ve ifadeyi istisnaları da kapsayacak hale getirmelisiniz. Kişi hem savaşta geri çekilerek hem de ilerleyerek cesaret gösterebilir. Parası olanlar ancak bu parayı erdemli yollarla kazandılarsa erdemli diye nitelenebilirler; parası olmayanlarsa, hem erdemli olup hem para kazanmanın mümkün olmayacağı şartlar altında yaşıyorlarsa erdemlidirler. ıÜü5.Eğer iyileştirmiş olduğunuz ifadelerle ilgili başka istisnalar bulabiliyorsanız, süreci yineleyin. Tersini ispat edemeyeceğimiz ifadeler doğrudur, tabii eğer insanoğlunun böyle bir doğruya ulaşması mümkünse. İnsan ancak bir şeyin ne olmadığını anlamak suretiyle onun tam olarak ne olduğu bilgisine yaklaşabilir. 6. Aristofanes’ in örtük biçimde ifade etmek istediği ne olursa olsun, düşüncenin ürünü, sezginin ürününden daha üstündür. Tabii felsefe yapmadan da doğruya ulaşmak mümkündür. Sokrates’ in yöntemini uygulamasak da, parasız insanların hem para kazanıp hem erdemli olmanın mümkün olmadığı şartlar altında yaşıyorlarsa erdemli diye nitelenebileceklerini ya da insanın savaşta geri çekilmesine karşın cesur olabileceğini farkedebiliriz. Ancak o zaman, bizimle aynı fikirde olmayanlara nasıl yanıt vereceğimizi bilemeyebiliriz, tabii sunduğumuz görüşte mantıksal olarak karşı çıkılacak bir yan olup olmadığını önceden düşünüp tartmadıysak. Etkili kişiler, erdemli olmak için paranın kesinlikle gerekli olduğu ya da savaşta geri çekilenlerin feminen olduğu konusunda ısrar edip bizi bastırabilirler. Bize güç kazandıracak karşı argümanlardan (ör. Platia Savaşı, ahlaki açıdan kokuşmuş bir topluluğun zenginliği) yoksun isek, boynumuzu bükerek ya da ters ters “Bence ben haklıyım,” demekten başka çaremiz yoktur. Tabii haklı olduğumuzu da asla kanıtlayamayız. Sokrates’e göre, kişinin kafasında doğru bir düşünce olduğu halde bu kişi kendisine yöneltilen itirazlara mantıklı biçimde yanıt verecek bilinçten yoksunsa, bu kişinin düşüncesi doğru düşüncedir. Sokrates bilgiyi doğru düşünceden üstün tutar; çünkü bilgi sahibi olmak yalnızca bir şeyin niçin doğru olduğunu bilmek değil aynı zamanda öteki seçeneklerin niçin yanlış olduğunu da bilmek demektir. Filozof doğrunun bu iki biçimini, büyük heykeltraş Dadalus’un güzel heykellerinden örnek vererek açıklar. Sezgi yoluyla elde edilen doğru, bir kaide üzerine herhangi bir destek kullanmaksızın oturtulmuş bir heykele benzer. Sert esen bir rüzgar bu heykelin devrilmesine yol açabilir. Öte yandan nedenlerini ve ona getirilebilecek karşı argümanları doğru olanı destekleyip onu daha da güçlendirmiş 0 zaman bu doğru argüman, teller yardımıyla yere sabitlenmiş bir heykele benzeyecektir. Kısacası Sokrates’ in düşünme yöntemi sayesinde biz de düşünceler üretebilir, bir fırtınayla karşılaşsak bile kendimizi tam anlamıyla güvende hissedebiliriz. Kaynak: Felsefenin Tesellisi Alain de Botton Çev. Banu Tellioğlu Altuğ Sel Yayıncılık - 2004
__________________ |
|||||||||||
|
|
|
| Bu Mesaj İçin Asur-Banipal Kullanıcısına Teşekkür Edenler: | MaXJoHNRoYaN (07-20-2008) |
|
|
#8 (permalink) | |||||||||||
|
BİR DE ÜNLÜ TÜRK ANSİKLOPEDİCİSİ CEMİL SENA’ DAN SOKRATES’ İ DİNLEYELİM. SOKRATES’ İN YAŞAMI Büyük Yunan filozofu. LXXVII. Olimpiyat' ın dördüncü yılında, yani M.Ö. 470 tarihinde Atina' da doğdu. 399' da öldürüldü. Babası heykeltraş Sophronisk' dir. Annesi Phenaret de tanınmış bir ebeydi. Mensup olduğu aile, o zamanlar Atina' da var olan özlerden (aşiret) Antiochid' lere mensuptur. Babası, büyük Aristide' in oğlu Lysimak' in arkadaşıdır. Ebeveyni fakir olmakla birlikte, o yüzyılda ilk öğretim, Atina' da hem parasız hem de zorunlu;' olduğu için Sokrat, özentiyle okutuldu, Damon ve Kunos' dan musiki; Cyrenalı Theodor' dan geometri öğrendi. O, Prodikus' un derslerini izlemiş ve Anaxagor' un doktrinini bu filozofun eserlerin den okumuştur (Eflatun, Phedon). Gramer, jimnastik, şiir, astronomi ve matematiği, zamanındaki insanların bildiği kadar öğrenmiştir. Bir taraftan da heykeltraşlık yaptı. Bunun için olacaktır ki, Diogene Laerce' in anlattığına göre, Timon ona taş cilacısı adını vermiştir. Bu sanat, Sokrat Okulunda özel bir değeri olan sanat duygusu ve güzellik zevkini yaratmıştır. Bununla birlikte, bu sanat, Sokrat' ı kandırmamıştır. Öğrenmek aşkı, onu döneminin en seçkin insanlarıyla tanışmaya sürükledi. Önce, sofistlere karıştı. Parmenides ve Zenon' la görüştü. Öripid' le arkadaşlık etti. Bu suretle çağının fizik hakkındaki bilginlerini de öğrendi. Fakat, ne suyun, ne havanın, ne ateşin; ne de atomlardaki çarpışmanın ilk neden olabileceğini, ilk nedenin Tanrısal bir giz (sır) olduğunu ileri sürerek düşüncelerine büsbütün başka bir yön verdi. Eflatun, onun kuşkularına Anaxagoras' ın ruh kuramı son verdiğini, başlangıçta düşünmeli (teemmüli) bir eleştiri ve bir telkin evresinden başlayarak özünlü (deruni) ve orijinal bir dalınç dönemine geçtiğini ve daha sonra oluşu, tinsel şekiller ve esaslarla açıklama derecesine yükseldiğini anlatır (Parmenides). Bu dönemlerde Sokrat, pek genç bulunuyordu. Tüm bu ilgiler ve faaliyetlere karşın Sokrat, Xenophon' un fark ettiği gibi, "kendi kendinin" üstadı oldu (Xenophon, Memorables, liv. 1, ch. V). Sokrat, Xantip adında huysuz, kaba ve kocasını anlamaktan âciz, terbiye ve bilgisi kıt bir kadınla evlenmiş ve bundan çocukları olmuştur. Bununla birlikte Eflatun, hocasının ölümünü betimlerken bu kadını, çocuklarıyla birlikte Kritias' a çağırttığını ve onun teselli edilemeyecek kadar yüksek bir duygunluk (hassasiyet) gösterdiğini yazar (Phedon). __________________
__________________ |
|||||||||||
|
|
|
| Bu Mesaj İçin Asur-Banipal Kullanıcısına Teşekkür Edenler: | MaXJoHNRoYaN (07-20-2008) |
|
|
#9 (permalink) | |||||||||||
|
ıÜüSOKRATES’ İN KİŞİLİĞİ
Sokrat, hiç seyahat etmemiştir. Yalnız Eflatun' un ifadesine göre. bir kez Corint berzahına dek gitmiştir. Şehirden dışarıya çıkışı bile çoğu kez kendisine karşın olurdu. Atina kırlarına çıkışı âdeta rastlantı ve kendi alışkanlıklarına aykırı nadir hareketlerdendi (Phedon). Onun için her şey insandan ibaretti. Tüm yaşamını insanları ve kendini incelemekle geçirdiği için dış âleme karşı derin bir ilgi duyamıyordu. O, hayatını, peygamber ve havarilerde görülen güçlü bir iman ve feragatla geçirmiştir. Yetiştiği dönemde, Atina her bakımdan alçalmıştı. Akın akın Atina' ya gelen köylüler, çalışmanın adiliğini, zevk ve sefahatin lezzetini öğreniyor; eski geleneklerinden uzaklaşmış olan halk, her çeşit ahlaksal bağları kırmış, bir çeşit tinsel anarşi içinde yaşıyorlardı. Aristophan, güldürücü şiirlerinde Tanrılarla alay ediyor; örneğin. Kuşlar adlı eserinde Baküs' ü bir geveze ve Plutus adlı kitabında ise Merkür'ü imansız ve aç gözlü bir obur olarak betimliyordu. Siyasal hayatta da eski dayanıklılık (****net) kalmamış, sofistlerin şarlatanlıkları, çıkarcı art düşünceleri, halkın ve gençliğin doğru bir yolda ilerleyebilmesine engel oluyordu. Bütün bu durumlar karşısında ciddî bir üzüntü duyan Sokrat, kendisinde bir üstat otoritesinin geliştiğini hissettiği gün, Delph tapınağının kâhininden, Atina' da en Bilge (Sage) olan birinin var olup olmadığını sorduğu zaman, tanrıların buna olumsuz yanıt verdiklerini öğrendi. Bundan sonra Sokrat, kendisini Apollon' un emri altında saydı; bu karşılığın nedenini aramak ödevini üzerine aldı. O, kendisinde hiç bir çeşit Bilgelik (Sagesse) hissetmiyordu. Bu nedenden Bilge denilen insanlar, kim olurlarsa olsunlar, onları incelemeye koyuldu. Bu araştırmadan sonra, kendisinin onlardan daha üstün olduğunu öğrendi; bunun biricik kanıtı, kendisinin diğerlerinden farklı olarak, bilgisizliğini kabul etmiş olmasıdır. O, başkalarında da bu eleştirimci düşünceyi geliştirmeye çalıştı. Zira, insan ruhu, düşünmeden kabul edilmiş olan birtakım dağınık ve adi düşüncelerden ancak bu suretle kurtulabilirdi. Ona göre, kendini oluşturmak için, önce kendini bilmek gerekti. Sokrat, bu amacı anlatabilmek için, "kendi ruhuna özen göstermek" sözünü kullanıyordu. Bu nedenden o, resmi işlerle uğraşmamış, çoğu kez eski filozofların bu çeşit işlerden uzaklaşmayı öneren özdeyişlerini yineleyip durmuştur. O, insanları ıslah etmeyi üzerine alan bir adamın eğer bir süre yaşamak istiyorsa, devlet işlerinden tamamen uzaklaşması gerektiğine inanmıştı. Bununla birlikte Sokrat, askerlik yapmış, Alcibiades' i Potide savaşında, Xenophon' u Delium' da ölümden kurtarmıştı. Potide' deyken, en şiddetli bir kış mevsiminde, "hiç kimsenin sokağa çıkamadığı, yahut hiç olmazsa en ısıtan şeyler giyip ayaklarını koyun derileriyle sararak gezebildikleri bir zamanda o, yine büyük ve bol mantosuyla, yalın ayak buzlar üzerinde dolaşırdı. Askerler onu, kendilerine cesaret vermek için böyle yapıyor sanarak sinirlenirlerdi". Alcibiades de der ki: "O, Delium' da sanki Atina sokaklarındaymış gibi sükûn içinde gezer ve düşmanlarına çekinmeksizin bakardı". Askerlik yaparken meydana gelen savaşlara kahramanca katıldı; savaşta aynı soğukkanlılığı korudu ve özellikle o zamanlar bozulmuş olan askerlik hayatının her türlü sefahat ve rezilliğine kayıtsız kaldı. Beşyüzler Senatosu' nu kuşatmaya çağrılmış, Prytane Komisyonu' na üye olmuş ve Meclis, Arginus adalarının asi generallerini —ölülerini gömdürmüş olmakla suçlandırarak— idama mahkûm etmişken, halkın arzusuna ve bu karara karşın haksız olan bu hükmün oy' a konulmasına yalnız başına itiraz etmişti (406). Oligarji yönetimindeyken de ayni cesaret ve tarafsızlığı koruduğu gibi, yaptığı tartışmalarda, Atina demokrasisinin büyük kurucularından olan Themistokles ve Perikles' i yurttaşlarına erdem aşkını telkin etmemekle suçladı ve sürekli bir egemenliğin ancak erdemle mümkün olabileceğini ileri sürerek döneminin tüm kötülüklerini sergileyip eleştirmekten çekinmedi. O, Atina'nın en Bilge olana güven duymasını istiyordu. Otuz tiranın önünde herkes titreyip dururken Sokrat, Salaminli Leon adlı masum bir adamın tutuklanıp idamını isteyen Kritias' ın emrini reddetti. Demokratlar yönetim başına gelince, bunlar, Sokrat'ın Otuz tiran yönetimindeki yüksek kişiliğini unuttular; yalnız, onun kendi aralarından bazılarıyla olan ilişkisini, demokrasinin eşitlik ve kur' ayla olan seçme sisteminin O vakit ki şekilleri aleyhinde yaptığı eleştirileri anımsadılar. Özet olarak o, adaleti ve gerçeği "tüm iktidarlara, halk ve müstebitlere karşı savunmaktan asla çekinmedi. Siyasal hayatın entrikalarını bilmeyen Sokrat' ın hayatında ne okulu, ne de kitabı vardır. Nerede bir kalabalık görürse oraya sokulur, onlarla konuşmaya başlardı. O, insanları seviyor, insanları arıyor, herkesle her konuda konuşuyordu ve tüm konuşmalarına ahlaksal bir yön veriyordu. Dargınları barıştırmak, ebeveynine itaat etmeyenleri saygıya ve itaate davet etmek; fakir insanlara servet ve çalışma kaynakları göstermek, onun sürekli işlerinden sayılırdı
__________________ |
|||||||||||
|
|
|
| Bu Mesaj İçin Asur-Banipal Kullanıcısına Teşekkür Edenler: | MaXJoHNRoYaN (07-20-2008) |
|
|
#10 (permalink) | |||||||||||
|
SOKRATES’ İ TANIMAK
Parhasium’ la resim, Kliton' la heykel, Aspasia ile retorik hakkında tanışmalar yapar, hatta Theodora adını taşıyan, döneminin ünlü bir hayat kadınına haz vermek ve haz almak sanatını öğretmekten çekinmezdi. Onu daima zeki ve meraklı (mütecessis) gençler kuşatır; o da büyük bir aşk ve heyecanla onlara yeni bir ahlâk ve yeni bir din telkinine uğraşırdı. Ona göre, adalet ve merhametin esası, ebeveynine saygı ve itaatle başladığı için, annesinin pek büyük ve haksız saldırılarına uğrayan kendi büyük oğlu Lamprokles' e, bu düşünceleri aşılamaya çalıştı. Sokrat. aşktan çok söz etmiş, bir Yunanlı artist gibi organsal güzelliklere karşı da duyarlık göstermiş ise de, ahlaksal güzelliği her şeyden üstün tutmuş ve kendini saran seçkin gençlere üstün bir duygudaşlıkla bağlanmıştı. Eflatun, "derslerindeki yüksek başarıyı, duyduğu bu duygudaşlığa borçludur" der (Thages). İnsanlık tarihinde, bu denli metin ve orijinal bir kişilik yoktur, denebilir. Atina'nın, özellikle o donemde pek fazla incelmiş olan kibar ve zarif hayatı içinde o, âdeta doğa ve ilkelliğe dönmek isteyen bir adam manzarasını gösterir. Genel olarak bir büyük manto giyer; yaz ve kış Atina sokaklarında yalın ayak gezerdi. Sabır ve kanaatinde eşi bulunmaz bir iradeye, ****net ve cesarette görülmemiş bir güce sahipti. Sabaha dek kadeh çarpıştırılan büyük şölenlerde şarabın etkisiyle konuklar uyukladığı zaman, o, bir kenara çekilir; güneş çıkıncaya dek düşünürdü. Hiç bir çalışma ve yorgunluk, onun gürbüz vücudunu sarsmazdı. Eflatun, hocasının Atina' yı ahlâk ve zihin bakımından yüceltmek için askersel görevleri, gerekli hatiplikleri, hatta evinin işlerini bile ihmal ettiğini anlatır. Atina' yı düşündürmek ve ıslah etmek görevini Tanrı' dan aldığını sanan Sokrat, ancak otuz yaşını geçtikten sonra bu sitenin sokaklarında görünmeye başladı. Ve bir büyük kardeş gibi yurttaşlarına, hatta yabancılara sokulduğu, onlarla gevezelik ve iyilik hakkında tartışmalara giriştiği görüldü. Politikacıları, ozanları, artistleri ziyaret ediyor, onlarda gerçek erdemi uyandırmaya çalışıyor, girdiği dükkânlarda, aklın meskeni olan ruhun bedenden sonsuz bir surette yüce olduğunu tanıtlamak için usanmadan açıklamalarda bulunuyordu. Ağır başlı, kaba yapılı ve ustaca konuşmasını bilen Sokrat, tüm sofistlerle başa çıkıyor; ve gençleri etkileyebilecek olan her çeşit belagat ve nezaket oyunlarını pek güzel deneyip uygulayabiliyordu. O, hem bir diyalektikçi,' hem de bir alaycıydı (müstehzi). Bir evliya gibi, bir peygamber gibi mistik bir ruha da sahipti: "Bildiğim bir küçük bilim vardır. O da: Aşk bilimidir" diyordu. Kendi içinde her zaman Tanrının sesini işittiğini zanneden bu büyük adamın konuşurken sesinin tonuna ve mantığının gücüne dayanılmazdı. Sokrat, pek çirkindi. Yassı alınlı, basık burunlu, her tarafı görebilen "öküz bakışlı" gözleri vardı. Onu sevenler bile, kendisini bir kutsal maymuna benzetirlerdi. Eflatun, Şölen' inde: "Sokrat, der, heykeltraşın atelyesinde sergilenen Silenc'icre (kutsal bir maymun) benzer ki. içini açacak olursanız, kendisinde tanrılıkların hapsedilmiş olduğunu görürsünüz". Bu çirkin zarfın içinde, "en parlak ve saf güzellikler gizlidir". Geleneklere göre, Sokrat, çok fena yönelişlerle doğmuştur. Döneminin ünlü fizyonomi bilginlerinden Zophvs, bir gün ona, gençlerle konuşurken rastlamış; yüzündeki çirkin çizgileri inceledikten sonra Sokrat'ın çok çirkin yönsemeleri bulunduğunu ilân etmiş, öğrenciler, bu garip teşhise gülünce Sokrat, onları susturmuş, Zophys' in doğru söylediğini, kendi doğuştan sahip olduğu fena tutkuları, iradesiyle yendiğini itiraf etmiştir.
__________________ |
|||||||||||
|
|
|
| Bu Mesaj İçin Asur-Banipal Kullanıcısına Teşekkür Edenler: | MaXJoHNRoYaN (07-20-2008) |
![]() |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| SOKRATES: | Asur-Banipal | Filozoflar | 0 | 07-17-2008 03:54 PM |
| Sokrates | Asur-Banipal | Filozoflar | 0 | 07-07-2008 12:02 PM |
| A'dan Z'ye müzik terimleri | dojehist | Müzik Aletleri / Enstrumanlar | 1 | 05-11-2008 06:36 AM |
| Sokrates | hemdem | Biyografi | 0 | 05-09-2008 03:34 PM |
| sokrates | Ahmedo | Filozoflar | 0 | 05-02-2008 05:26 PM |
Sitemizde illegal içerikli konu/mesaj vermek
ve telif haklı eserlerin paylaşımı kesinlikle yasaktır!
Yazılanlardan dolayı oluşabilecek her türlü yasal sorumluluk yazan kullanıcılara
aittir.
Yinede sitemizde yasalara aykırı bir
durum görürseniz;
Lütfen,
hepsilegal@gmail.com 'a yada
İletişim'e
bildiriniz.
Mesajınız en kısa sürede incelenip, gereken müdahale yapılacaktır.