Üyelik tarihi: Jun 2008 |
Nerden: Mardin |
|
Mesajlar: 1.456
|
|
Üye No: 599
|
Ettiği Teşekkür: 1
Aldığı Teşekkür: 245
|
Tecrübe Puanı: 517
| Rep Puanı : 51562
| |
|
| |
|
Sokratesin Ruha Ve Ölüm Sonraına Bakışı
ıÜüSOKRATES’ İN RUHA VE ÖLÜM SONRASINA BAKIŞI
Sokrat' ın paganizma tanrılarına ve dinsel törenlerine saygı duyduğu hissediliyorsa da, onun Olymp tanrıları hakkında açıkça bir şey söylemediği anlaşılıyor.
Kendisi cumhuriyete saygı duyarak tanrılara kurbanlar kesmişse de, onun bunu kendi içindeki gerçek tanrı uğruna yapmış olduğunu tahmin edenler vardır. Sokrat, site tanrılarından ince bir alayla ve gülümsemeyle söz etmiştir. Belki de onun bunlara hiç inanmadığını pek yakın öğrencileri bilmektedir. Eflatun' un Phedr' inde Sokrat, mitolojik masalların gerçeğini araştıracak kadar vakit bulamadığını söyler ve halk inançlarıyla yetindiğini ve bu ilgi vermeyen şeylerle değil kendi kendisiyle meşgul olduğunu anlatır. Eflatun, Ötyphron adlı diyalogunda, ahlâkla mitolojinin birbirine aykırı olduğunu Sokrat' a savundurur. Onun, cumhuriyet tanrılarına inanmadığı genel olarak kabul edilmektedir. Onun bir tek Tanrı' ya inanması, yaşadığı dönemde kendisini suçlu yapmış, fakat bugün bu, onun onurlarından biri olmuştur. Bununla birlikte onun bu inancı da bugünkü inançlarımıza pek uygun değildir. Zira o, zaman zaman Tanrı ile tanrıları birbirine karıştırmakta ve döneminin mitolojisinde olduğu gibi, herhangi bir tanrının kendisiyle doğrudan doğruya konuştuğunu, kendisine öğütler verdiğini ve geleceği gösterdiğini anlatarak insanla Tanrı arasında hiç bir aracı gücün bulunamayacağını anlatmıştır. Onun cini, bazen vicdanın sesidir; bazen esirme (vecit) içindeyken beliren peygamberce bir ilhamdır. Şölen' de Eflatun' un anlattığına göre, Sokrat' ın yirmi dört saat ayakta ve aynı durumda kalmak suretiyle derin düşüncelere daldığı görülmektedir. Bu itibarla, onun bazı mistik yanları vardır. Plütarkos, onun, tanrıları gördüklerinden söz edenleri, saldırgan bir bakışla süzdüğünü, fakat bazı sesler duyup o seslerle konuştuklarından bahsedenleri, isteyerek dinlediğinden söz eder. Bu itibarla onun Tanrısı, her insanda belirmeyen vicdan ve bilincin sesi olup kendisinde âdeta göksel bir varlığın sesiymiş gibi bir sanrı (hallusination) etkisi yapan ve bazen de gelecek olaylardan bahseden mistik bir haldir. O, ruhunun büyüklüğünü, arkasında koştuğu amaç doğrultusundaki gayret ve sebatını ve ölüme karşı olan cesaretini bu sanrıya borçludur. Bu sanrıya kutsal kitaplar 'vahiy' demektedir.
Ruhun ölmezliği sorununda Sokrat, kesin bir düşünceye sahip değildir. Eflatun, Phedon' unda Sokrat' ı bu konuya dair konuştururken ona şu sözleri söyletir: "Bu genç, bana hiç de düşünmediğim şeylerden söz ediyor". Memorables' da da buna dair Sokrat' a yükletilebilecek hiç bir düşünceye rastlamıyoruz. Fakat, onun savunmuş olduğu ahlâk ve Tanrı ile doğal bir ilgisi bulunan bu sorunda, kendisinin ebedîliğe inandığını gösteren birçok belgeler vardır. Örneğin, Xenophon' un Cyropedi adlı eserinde, ölmekte olan Cyrus' ün anlattıklarıyla Phedon'daki düşünceler hep Sokrat' ındır. Bu prens der ki: "Fani bir bedende yaşayan ruhun beden mahvolunca helak olacağına inanamıyorum. Zira. helak oluncaya dek canlı tutan şeyin ruh olduğunu görüyorum, hiç bir şey ölüm kadar uykuya benzemez; ancak bu andadır ki, insan ruhu, tanrılığa daha fazla yaklaşır; eğer sorun dediğim gibi ise ve eğer ruh bedenden sonra yaşıyorsa, benim ruhuma saygı duyarak sizden istediğim şeyleri yapınız!".
Phedon' da da, Sokrat, ahret hayatını, takibi gerekli olan tehlikeli bir hayat gibi göstermiştir. Baştan başa ruhun ölmezliğinden bahseden bu diyalog da, Apoloji' de olduğu gibi, Sokrat' ın ölmezlik için kuşkularla dolu bir umut beslediğini gösterir. Sokrat, bunu tanıtlayabilecek bir konu saymamıştır; o, geleneksel düşünce ve inançlara bağlı görünmüş ve ölümden sonraki hayatı, her çağın büyük insanlarıyla geçecek sürekli sohbetlerden ibaret saymıştır; fakat o, inandığı ebedîliğe karşın, ölümden sonra, ruhun nelerle karşılaşacağına dair hiç bir şey söylememiştir. Yalnız, "İyi insana gerek hayatında, gerek ölümden sonra hiç bir kötülük gelmez; Tanrılar daima onu korurlar" der. Bu büyük adam, evinde ve kutsal yerlerde halk tanrılarına kurban kesecek kadar dinli olmasına karşın, kendisinin dinsizlikle suçlandırılıp öldürülmesi, heyecanla savunmuş olduğu düşüncelerin daha süratle yayılmasına neden oldu; onun öldürülmesi, bir yenilgi değil, ahlâk ve ülkünün pek doğal bir zaferi sayılmalıdır.
ıÜüSOKRATES’ TE ESTETİK
Sokrat' ın estetiğine gelince: O, bu konuyla ayrıca uğraşmış değildir. Fakat çağdaşlarımız gibi, güzelin bilimini, ruhun orijinal bir ihtiyacına cevap veren özel bir konu saymıştır. Güzelin soyut özü üzerinde düşünmeye ihtiyaç duymamış, güzelliğin koşulları, bıraktığı izlenimler, elde edilmesi gereken türlü aracılar gibi konular, ona göre, kısır sorunlardır. Zamanının güzel hakkındaki düşüncelerini beğenmemiş olan Sokrat, beden ve yüz güzelliği gibi maddesel güzellikle ruh güzelliği arasında bir ilişki olamayacağını iddia etmiş; daha çok ahlâk ve ıra (seciye) güzelliğini yeğ tutarak görünen geçici güzelliklerin görünmeyen ve fakat ebedî olan ruh güzellikleriyle ilgisini kesmiştir. Bu itibarla ona göre güzel, iyinin duyulur bir şekil almasından başka bir şey değildir. Bu düşünceleri, kendisinin fazla çirkin bir adam olmasından ötürü savunduğunu sananlar olmuştur. Ölüme dek doğruluğun âşığı olan ve gerçeğin kriterini ahlaksal pekinlikte gören, nihayet bilgiyle mutluluk ve bilgeliği aynı derecede değerli gören bir filozofun böyle bir küçüklüğe düşmesine olanak yoktur. Xenophon, Banquet (Şölen) adlı eserinde Sokrat' ın güzellik hakkındaki düşüncelerini Kritobul' e şöyle anlattırmıştır: "— Güzel bir kalkanın, güzel bir kılıcın, güzel bir okun ne olduğunu biliyor musun? — Ne vakit bu eşya, kullanmak istediğimiz işi yetkin bir surette yapacak olurlarsa o vakit güzel olurlar. — Şu halde gözlere muhtaç olmamızın nedeni nedir? — Onlara görmek için muhtaç olduğumuz bir gerçektir. — öyleyse benim gözüm, senin gözünden daha güzeldir. Çünkü, senin gözlerin yalnız kendi önünde bulunanları görebilir; benimkiler ise, daha çıkık oldukları için, yan tarafta bulunan şeyleri de görebilir". Kritobul, "— Evet, öyledir" diye cevap verir. Bunun üzerine Sokrat, "— Senin burnun, benim burnumdan daha mı güzel sanırsın?" diye sorar ve der ki, "Eğer burnun yaratılmasındaki neden, kokuları almaktan ibaret ise, her halde benim burnum, senin burnundan daha güzeldir. Çünkü, senin burnun aşağıya doğru eğilmiştir, benimki ise, yukarıya doğru kalkmıştır. Bu nedenden her çeşit rüzgâr ve kokulara açıktır. — Öyle ama, senin burnun yassıdır; nasıl olur da böyle bir burun güzel olabilir? — Yassı burun daha güzeldir; çünkü, düz olan burun, gözü ayıran ve görmeye mani olan bir engeldir". Eflatun' un Corgias' da verdiği bir konuşmadan da Sokrat' ın güzelle yararı karıştırmakta olduğu görülür. Polus' le arasında geçen konuşma şudur: "— Senin düşüncene göre, haksızlık etmek mi, yoksa haksızlığa uğramak mı kötülüktür? — Bence haksızlığa uğramak daha büyük bir kötülüktür. — Haksızlık yapmak mı, haksızlığa uğramak mı daha çok çirkindir? — Haksızlık yapmak daha çirkindir. — Mademki haksızlık yapmak daha çirkindir, öyleyse hareketlerin en kötüsü, haksızlık yapmaktır. — Hiç bir zaman. — Polus, anlıyorum ki, senin nazarında güzelle iyi, çirkinle ayıp birbirinin aynı değildir". Özet olarak Sokrat' a göre güzel, iyiden başka bir şey değildir. İkisini de yarar ve kârlıya (aventageux) dönüştürmüştür. Eski Yunan' da güzel tapımı (culte), ahlaksal ve dinsel bir karakter taşırdı; güzellik tüm şekilleriyle Olymp' de hüküm sürerdi. Büyük heykeltraşlar ve mimarlar da bu konuda ozanlar ve rahiplerden geri kalmazlardı; en yetkin adamın iyi ve güzel olduğunu kabul eden Sokrat' ın bu anlayış tarzı felsefesinin pratik ve ahlaksal bir sonucudur.
Alıntıdır...
__________________
|