|
|
#1 (permalink) | |||||||||||||
|
Serhat Arpaşen-Öykü
Kalabalık olan sınıfıma yeni bir öğrenci geldi. Sınıftaki diğer öğrencilere göre kabaydı. Ölümün kol gezdiği bir mekandan geldiği için, geldiği yerde avladıkları kekliklerin ürkekliği vardı üzerinde. Bakışları donuktu. Bakışlarını baktığı nesnelerin, insanların üzerinde sabitleştirirdi. Yıllardır görmediği tanıdık bir insanla ilk karşılaşmanın şaşkınlığa dönüştüğü bakışlardı. Kaşlarındaki kalınlık bakışlarındaki sertliği, kararlılığı daha da artırıyordu. Yüzündeki besinsizliğin verdiği solgunluk, sesindeki tatlı ılıklık bütün yoksul çocukların görünüşünün anonimliği hatırlatıyordu. Yırtık ayakkabıları, karnını dışarıda bıraktıran önlüğü, poşetten çantasıyla karşımdaydı. İsminin Mehmet olduğunu söyledi babası. " Otur" yerine dedim, ne dediğimi anlamadı." Were" dedim, yüzündeki sertliğin kararsızlığın yerini yumuşama aldı. Ön sıradan bir yer göstererek "rune" dedim, sevinerek oturdu. Anadilinden okuttuğum dili bilmeyen bir öğrenciyle karşılaşmanın zorluğu içerisindeydim. Yaralı bir zamanda, yaralı bir mekanda, yaralı bir dille dünyaya gelen bir çocukla karşı karşıyaydım. Dilin insanın ülkesi, ruhu, kimsesi, kimsesizliği, kimliği, acısı, neşesi, ağlaması, sevincinin olduğunun farkındaydım. Onun da " Söyleyemediklerinin dilsizi" olduğunu kestirebiliyordum. Dili yok sayılmıştı, susturulmuştu, yaralanmıştı. Kanayan yaralı bir dili vardı. Konuştuğun dil:"dağ dili"ydi. O bütün dağlılar gibi kıyıda köşede görünmeyen, öfkesini sevincini içinde yaşayandı. Yoksulluğuyla, kıstırılmışlığıyla, sınıftaki çocuklarla kendimizden olan Mehmet ile onda olanla kaynaştık. Yoksulluğun dili ile yoksunluğun diliyle buluştuk. Dördüncü sınıfa geçmesine rağmen okuma yazma bilmiyordu. İlgisizliğin ya da değişik bir dilde okuma yazmayı öğrenmenin kurbanı olmuştu. Yeni katıldığı bu çevrede köyünden işittiği seslerin dışında değişik dilde konuşuluyordu. Aklıyla mantığıyla bu durumu kavrayamıyordu. Bu durumu bana kendi anadilinde fırsat buldukça sorular sorarak kafasındaki çelişkilere cevap bulmaya çalışıyordu. Bir gün yanıma yaklaşarak:” Öğretmenim neden ben senin gibi konuşamıyorum? Sen ve diğer arkadaşlarım benim konuştuğum gibi konuşamıyorsunuz.” dedi. Dilini bildiğim, yaralı olan anadilimle onun sorularına kendimce cevap olmaya çalıştım. “Herkes annesinden duyduğu sözcüklerle konuşur. Herkesin annesinden öğrendiği dil anadilidir. Annenden öğrendiğin kelimelerle Mehmet olursun, benliğin kişiliğin oluşur.. Annemizden öğrendiğimiz kelimelerle ağlarız, seviniriz güleriz “ Sen de annenden duyduğun sözcüklerle oynarsın, kızarsın, heyecanlanırsın.” dedim. “Annemden öğrendiğim dili neden bana öğretmiyorsun ?” dedi. Dilini iyi bilmediğimi söyledim. “Dilimi öğreten öğretmen yok mu? Benim dilimin öğretmeni olmaz mı?” dedi. Bu soruları karşısında pedogojik cevaplar, evrensel ilkeler, vicdan ve ahlakın en iyi cevap olacağını düşündüm içimde. Anadilde eğitim görmeyi talep etmek bölücülük diyemedim. Devletin yasağının utancının altında kaldım. Bu dilde eğitim vermeyi devlet yasaklamış dedim. “Devlet anneleri sevmez mi ki dillerini yasaklar?” dedi. “Annelerin dilini konuşmak bu dilde okuma yazmayı öğrenmenin devlete ne zararı var?” dedi. “Tamam yasaklamış o zaman neden Ayşe’nin, Fatma’nın annesinin dilini yasaklamıyor? Bu haksızlık değil mi? Benim annemin dilini yasaklıyor onların dilini öğretiyor? Devletin gücü benim anneme mi yetiyor?” dedi. Büyükler gibi davrandım.” Senin anlamayacağın işler bunlar” dedim. Ölümün üşüdüğü, dağların taşların sessizleştirildiği, insanların dilsizleştirildiği, yoksulluğun, yoksunluğun ‘kader’’! haline geldiği bir mekanın çocuğuydu. Dili elinden alındığı için onu ölüme mahkum ettiğimizin farkında mıydık ? Bir dilin ölünce, insanlığın da beraberinde öldüğünden haberimiz var mıydı? Mehmet diliyle bana söyleyemediklerini bakışlarıyla anlatır gibiydi. Dilim benim kimliğim, benliğim, kişiliğim o olmazsa ben de hiçim. Ben onunla varım. Onunla güler, onunla ağlarım. Bakışlarındaki derin ifade “Dilimin sınırları dünyanın sınırlarıdır.” der gibiydi… |
|||||||||||||
|
|
|
| Bu Mesaj İçin 2 Kişi Sümeyye Kullanıcısına Teşekkür Etti: | Lokmanhekim (05-19-2008), suretvano (10-16-2008) |
|
|
#4 (permalink) | ||||||||||||
|
Alıntı:
spas heval...
__________________ |
||||||||||||
|
|
|
|
|
#5 (permalink) | ||||||||||||
|
Alıntı:
Sümeyye teşekkürler
__________________ |
||||||||||||
|
|
|
![]() |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Aferin Benim Öküzüme =) | Aşiti | Komik Resimler | 4 | 06-09-2008 05:43 PM |
| Benim Sevdam Kırmızı | Serhıldan | Duvar Kağıtları ve Fotoğraflar | 2 | 05-18-2008 07:16 PM |
| A Benim Kardaşlarım | CovBoy | Şiirler | 0 | 05-08-2008 06:54 PM |
| Benim Jonathan Livingston'ım ;) | Asmîn | Amatör Fotoğrafçılık | 0 | 05-06-2008 08:32 PM |
| Benim Kadar Sevdin Mi? | ßotan | Aşk ve Sevgi | 0 | 05-02-2008 11:28 PM |
Sitemizde illegal içerikli konu/mesaj vermek
ve telif haklı eserlerin paylaşımı kesinlikle yasaktır!
Yazılanlardan dolayı oluşabilecek her türlü yasal sorumluluk yazan kullanıcılara
aittir.
Yinede sitemizde yasalara aykırı bir
durum görürseniz;
Lütfen,
hepsilegal@gmail.com 'a yada
İletişim'e
bildiriniz.
Mesajınız en kısa sürede incelenip, gereken müdahale yapılacaktır.