Asuri, Keldani, Arap, Kürt, Türk ve Ermeni halklarına evsahipliği yapmış bir kent olan Siirt, bir kültürler mozaiğidir. Botan Kültür Merkezi ise kültürel talana ve asimilasyona karşı direniyor.
Siirt üç yerin adıdır
Süryaniler kente bugün yörede söylendiği gibi Se'erd (yöresel söyleniş biçimiyle Seert) derler. Seert 'üç yer' anlamına gelir. Kürtçe'de üç anlamına gelen se sayısının da Siirt ile bağlantısı vardır. Ancak kentin bilinen en eski adının Sami dilinden geldiğidir. Mezopotamya ve Anadolu uygarlıklarının kesiştiği bir noktada kurulmuş bu önemli kent, kuzeyinde ve güneyinde ortaya çıkan uygarlıkların kültürlerinin etkisinde kalmıştır. Neolitik, Kalkolitik, Tunç ve Helenistik, Kürt, Roma, Bizans-İslam ve Yakınçağ'ı kapsayan dönemlere ait kültürlerle günümüze kadar ulaşmıştır.
Mezopotamya'da gelişmiş bir tarım kültürü, kuzeyde ise Doğu Anadolu'nun yüksek yaylasında ilkel tarımcılığa ve hayvancılığa dayalı daha yavaş gelişen bir kültür vardı. Bu iki kültürün kesiştiği yerde bulunan Siirt'te bugün bile yayla kültürü h‰kimdir. Milattan önce kurulmuş bir kenttir Siirt. Birçok uygarlığa evsahipliği yapmıştır. Araplar, Safeviler, Emeviler, Eyyübiler, Mervaniler, Selçuklular, Osmanlılar, Kürtlerin yaşadığı Siirt, birçok kültürün iç içe geçmesi, kaynaşmasıyla da önemli bir kenttir. Ancak, savaşlar, talan ve istilalar da görmüştür. Kentin en çarpıcı özelliği Arap, Kürt, Türk, Ermeni, Asuri ve Keldani halklarına evsahipliği yapmış olmasıdır. Bir kültürler mozaiğidir Siirt. Tüm bunlara karşın özellikle cumhuriyet ile beraber inkar, sürgün ve asimilasyon politikalarının da maalesef etkisini en fazla hissettirdiği bir kenttir. Kültürlerin unutturulmaya çalışıldığı bir kentte, birkaç kişi biraraya geldi. Amaçları, kentin gerçekten saklanan unutturulmak istenen kültürlerini, kültürel değerlerini açığa çıkarmak ve bunlarla halkı buluşturmaktır. Ama kentte alternatif bir kültür merkezi açmak hiç de kolay bir şey değildi. Sonunda Botan Kültür Merkezi 2004 yılında açıldı açılmasına ama kültür merkezinin açılması, adının tescili romanlara konu olacak bir maceraydı. Kültür merkezi yetkilileri bu süreci şöyle ifade ediyorlar: 'Kültür merkezimiz yok olmuş veya yok olmaya yüz tutmuş kültürleri açığa çıkarmak ve tekrar yaşamsallaştırmak düşüncesini temel ilke edinmiştir. Dilinden, kültüründen, kıyafetinden ve yaşadığı topraklarından utanan bir gençlik vardı. Bu gençliği toplumla buluşturma, toplumu da tarih ve kültürüyle buluşturma yaklaşımı bizler için esas oldu. Tüm bunlarla beraber kültür merkezimize bir isim bulma tartışmalarını yürüttük. Gerçekten de böylesi bir oluşumun kadrosunu yaratma düşüncesini ve pratiğini oluşturma, altyapısı ve ekonomisini oluşturma çok kolay olmadı. Özellikle isim konusunda Botan ismini seçtiğimizde de çok zorlandık. Kurumumuzun yasal kuruluşunu Ankara Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'na yaptığımızda, bize Botan isminin yasaklı olduğu söylenerek kabul etmediler.'
Bakanlık yetkililerinin yasaklı dediği isim ise Siirt'ten geçen bir çayın adıydı. Daha düne kadar hemen herkesin bildiği Botan Çayı'ydı. Ama yasakcı zihniyet ve kültürleri böyle yer adlarını değiştirerek unutturacağını sanan zihniyet, Bölge insanının asırlardır bildiği bir adı, asırlık Botan Çayı'nın adını bile değiştirmişti. Kültür merkezi yetkilileri isim tescili için defalarca Ankara'ya gidip geldi. Bir keresinde Botan adının yasaklı olduğu bakanlık yetkilisince ısrarla söylenince, kültür merkezi yetkilisi, Botan'ın Siirt'te bir çayın adı olduğunu ve bunu kendisine harita üzerinde gösterebileceğini söyledi. Çünkü, çok değil birkaç yıl öncesinin haritalarında Siirt'te bu çay Botan olarak gösteriliyordu. Kültür merkezi yetkilisi bir harita bulup, açarak bakanlık yetkilisine Botan Çayı'nı göstermek ister. O an karşılaştığı şeye kendisi bile şaşırır. Haritada bulunan nehrin adı Botan değil, Ulu Çay olarak değiştirilmiştir. Kültür merkezi yetkilisi bu olayı şöyle anlatıyor: Haritada çayın adının değiştirilmiş olduğunu gördük. Ama bir şekilde ısrarlı olduğumuzu ve takipçisi olacağımız anlamış olmalılar ki bu ismin iznini alabildik.' Bakanlık Botan Kültür Merkezi'nin adını tescil etmişti etmesine ama, bu kez de kültür merkezine bir yer bulma sorunuyla karşı karşıya kalınmıştı. 'Kimse bize yer vermek istemiyor, verenler de fahiş kira ücretleri istiyorlardı. Tüm bunlara rağmen görkemli bir kitlenin katılımıyla açılışımızı gerçekleştirdik. Tüm cadde ve sokaklar dolup taşmıştı. Bu bize büyük bir güç ve moral verdi.' Böyle anlatıyor kültür merkezi yetkilisi kültür merkezinin açılışını. Gerçekten de kültür merkezi aylarca yoğun uğraşlar sonucu görkemli bir törenle açılmıştı. Ancak, kültür merkezi çalışmaları içinde yer alan kişiler kültürel ve sanatsal çalışmaların nasıl yürütüleceği konusunda çok fazla bir bilginin sahibi olan kişiler değillerdi. Kültür merkezi, gençleri, çocukların ve yaşlılar için yine de bir çekim merkezi olmalıydı. Bunun için eğitim kursları, sanatsal çalışma grupları, arşiv ve folklorik araştırma grupları kuruldu kısa süre içinde. Bu çalışmalar zaman zaman aksaklığa da uğruyor elbette. Ama artık kültür merkezinde Kürtçe dil kursları, gitar, erbane, resim, halk oyunları ve tiyatro kursları yapılıyor. Yakın kentlerden getirilen hocalar, önce kültür merkezi içinde çalışmalar yürütenleri eğitiyor. Herkes önce kendisini yetiştirmekle, eğitmekle işe başlıyor. Artık kültür merkezinin kendi bünyesinde kendi hocaları var. Kültür merkezi yetkilileri bu durumu şöyle anlatıyorlar: 'Kendi imkanlarımızla kendimizi eğiterek, kurslar verebilecek düzeye geldik. Aslında eğitirken de bizler de öğrendik, bizler de kendimizi eğittik. Çocuk korosu çalışmalarımız oldu ve devam ediyor.' Kültür merkezi çalışmaların genellikle üniversite öğrencileriyle sınırlı kalmasından ise rahatsızlar. Siirt halkıyla birlikte çalışmak onların esas amacı. Amaçlarını ise şöyle ifade ediyorlar: 'Demokratik kültür-sanat rönesansının kentte bir ayağını oluşturmak istiyoruz. Aydınlanma ve bilinçlendirme çabası içindeyiz. Bunu başarmaya çalışıyoruz. Başarının da ciddiyet, disiplin ve niteliksel bir kadro ve çalışmayla olabileceğini biliyoruz. Bu hedefimize ulaşmak istiyoruz. Bir aydınlanma ve rönesanstan, yani yeni bir yeniden doğuştan söz ediyoruz. Bunu yalnız ilimizdeki kültür ve sanat merkezimiz ile yapmak mümkün değil. Örgütlü bir güce ihtiyacımız var ve kanaatimce bu güç de bizde var. Önemli olan bu gücü açığa çıkarabilmek. Tabii bu konuda ciddi yetersizliklerimiz var. Aşmaya çalışıyoruz. Çalışmalarımızı kurum binamızın dışına çıkarmak, mahallelere, sokaklara ve hatta köylere kadar götürme hedefimiz var. Öncelikle çocuklara dönük çalışmalara daha fazla önem verme yaklaşımımız var.'
Kültür merkezinin önünde çok ciddi hedefleri olsa da kentin AKP'li belediyesi kültür merkezinin bazı çalışmalarını engelliyor. Özellikle dışarıda yapılmak istenen konser, tiyatro, panel gibi çalışmalarda kültür merkezi yer bulamıyor. AKP'li belediye ise kültür merkezine bu tür etkinlikler için yer tahsis etmek bir yana, kültür merkezinin çalışmalarını engelleyici bir tutum içine giriyor. Kentte konser yapabilecek tek alan AKP'li belediyesine ait Balı Kızlar Tepesi'ndeki Anfi Tiyatro Salonu. Ama bu anfi tiyatro salonunu belediye asla kültür merkezine vermiyor. Kültür merkezi çalışanları bu konuda defalarca belediye hakkında suç duyurusunda bulunsa da hiçbir sonuç alabilmiş değil. Tüm bunların yanısıra kültür merkezi çalışanları hakkında da yaptıkları kültürel etkinliklerle ilgili kezlerce dava açılmış bulunuyor. Halen bir yönetici tutuksuz yargılanıyor. Kültür merkezi uyduruk gerekçelerle uzun süre mühürlenerek kapatıldı. Tüm bunlara karşın kültür merkezindeki çalışmalar sürdürülüyor.
Bayram Balcı