|
|||||||
| Kayıt ol | Yardım | Üye Listesi | Ajanda | Bütün Forumları okunmuş kabul et |
|
|
#1 (permalink) | |||||||||||||
|
Trabzon Devlet Tiyatrosu'nun sahnelediği ‘Düğün Ya da Davul’ adlı oyunda, Başbakan R. Tayyip Erdoğan’ın bazı sözlerine yapılan taşlamalar üzerine 4 tiyatrocuya ihtar cezası verildi, bazı replikler de oyun metninden çıkarıldı. Oyunun bir bölümünde oyuncular izleyenlere dönerek, ‘Başbakan kimden korkar?’ sorusunu yöneltmiş, izleyicilerin verdiği değişik cevaplar sonrası tiyatro oyuncusu kendi sorusunu, “Başbakan ABD’den korkar” diye yanıtlamıştı. Oyun içinde ayrıca Başbakan Erdoğan’ın söylediği “Ananı da al git”, “Burası yan gelip yatma yeri değildir” sözleri de kullanılınca, bu sözlere tepki gösteren bazı izleyiciler salonu terk etmişti. Rize Valisi Kasım Esen de, oyunun sonunda yaptığı açıklamada, “Sanat özgürce yapılabilmelidir. Ama devletten maaş alan bir tiyatro ekibinin oyunlarında siyasi mesaj vermesi etik değildir. ‘Başbakan ABD’den korkar’ gibi bir ifade Türkiye Cumhuriyeti’nde Başbakanlık yapmış herkese atfen söylenmiş bir söz. Bu etik bir söz değildir” demişti. Vali Esen ayrıca konuyla ilgili soruşturma açılması için de girişimlerde bulunacağını söylemişti. Yapılan soruşturma sonucunda Trabzon Devlet Tiyatrosu Müdürü Murat Gökçer, oyunun yönetmeni Volkan Özgömeç ile oyuncular Halil Ayan ve Erşan Utku Ölmez’e ihtar cezası verildi. Ayrıca oyundaki ‘Ananı da al git’, ‘Burası yan gelip yatma yeri değildir‘ replikleri metinden çıkarılırken, ‘Başbakan kimden korkar?’, ‘Başbakan ABD’den korkar’ repliği de sadece, ‘Başbakanlar kimden korkar?’ haline dönüştürüldü. Düğün Ya Da Davul oyununun yazarı Haşmet Zeybek’le söz konusu sansürün yanı sıra güncel ve teatral olguları konuştuk.
Bildiğimiz üzere Trabzon’daki sizin “Düğün Ya Da Davul” oyununuzdan dolayı tiyatroda sansür gündemleşti. Sizin oyununuzdan yola çıkarak sansürü nasıl değerlendiriyorsunuz? “Açlıktan rengi solan her yoksulun karşısında korkudan rengi atan bir zengin vardır.” İşte bütün hikâyemiz bu meselenin etrafında dolanıyor. Sansürler bundan doğuyor. Çünkü sanatı felsefeyi hayattan çıkarmak istiyorlar. Belki de çıkarmışlar da. Sofokles ne diyor? Diyor ki “Ben Atina’nın at sineğiyim, yöneticileri uyarırım ve kendine getiririm”. Ben de aynı yöntemde söylüyorum; Yöneticileri uyarırım, kendine getiririm ve söyleyeceğimi söylerim. Bu olay kimseye yansıdığı gibi; bu sahnede toplumdaki korku dehşet işlemiştir. 1960’lardan ta başbakana gelinceye kadar, şoför trafikten korkar, müdür amirden korkar. En son toplumun tepesine geliyoruz; “Başbakan kimden korkar?” Bu şimdi başbakan kimden korkar soruşturması gibi bir şey oldu. Peki, başbakan kimden korkar? Halkımız! Uyanık halkımız! Başbakanın kimden korktuğunu çok iyi biliyor. Bu tiyatronun Antik Yunan’dan beri işlevi ve görevidir. Amerika’dan korkar diye bağırıyor. Bu sırada meddah olan oyuncu diyor ki, hayır, sadece ondan korkmuyor; karısından korkar. Orada ben her karının kocasına karşı gizli bir iktidar sahibi olduğunu söylemek istiyorum. Bunu gündeme getiriyorum. Bu bir ironidir. Bir Sofokles ironisidir. Beni üzen, beni kahreden şudur; Halkım öyle bir hale geldi ki, biyolojik varlık haline düştü. Halkımın ironisini sildiler. Mecazı sildiler. Mizahını sildiler. Bunların yerine çatışma kültürü, sokak kültürü, dayak kültürünü getirdiler. Ve böylece benim halkım sanatsal değerlerini dolayısıyla insani değerlerini kaybedip bir biyolojik hayvan yerine geldi. Bir üretim davarı haline geldi. Ve şuan bir Nasreddin Hoca, Karagöz, Pir Sultan çıkamaz. Esprisini kaybetmiş bir toplumun esprisi olamaz. Ben bunlara üzülüyorum. ![]() Ülkemiz satılıyor. Satılsın. Topraklar satılıyor. Satılsın. Fabrikalar satılıyor. Satılsın. Bankalar satılıyor. Satılsın. Biz bunları bir gecede millileştiririz. Ama beyinler satılınca, nesiller kaybolunca yapılacak bir şey yok. Emperyalizmin yönetme biçimi vardır. Mesafe körlüğü yaratmak... Geleceği kestirememek. İşte ideoloji burada gereklidir. Bunu de şöyle yapar; Bütün müesseseler üçüncü sınıf adamı koydun mu, birinci sınıf adam yetişmez oradan. İşte ülkemin geldiği yer bu. Şunu söylemezsem halkıma karşı aydın görevimi nasıl yerine getirmiş olurum. Şuan ki kavga üçüncü sınıf adamların tepişmesidir. Bir şey anlamıyorlar. İki halkı birbirlerine düşürüyorlar. Sonra diyorlar ki, ya niye erken çıktık, geç girdik v.s. Sonra patron diyor ki; ikinizin de patronu benim. Şu kadar gireceksin, şurada duracaksın, şuradan çıkacaksın. Biraz Türkiye’yi sevindirecek. Barzanî’yi küstürecek. Barzani de ABD Dışişlerinin randevusuna gitmeyecek. Tüm gönülleri alacak Amerika burada. Ben bunları görmek zorundayım. Yoksa şu olur; Eşeğini dövemeyen palanını döven olur. Mazlum halklar bu durumda ne yapmalılar. Buradan tiyatro ve tiyatrocunun duruşuna bağlayabiliriz... Halklar buna karşı direnirler. Egemenliklerini kurarlar. Hiçbir istilayı kabul etmezler. İskender’den günümüze kadar... İskender’in o koca ordusu Hindistan’a kadar gider, ama Anadolu’da Bağdat’ta mahvolur. Bir tek bugün istilacıya karşı direnişi başka bir noktaya getirdiler. Hem asimetrik savaş hem de kontrollü savaş. Biz küçük Amerika oluyoruz diye diye Amerikan tipi insanlar yetiştirdik. Bu bize uymaz. Sağlık yasası da buna bağlı, sosyal güvenlik yasası da... Yani şu mudur; Parası olan insandır. Parası olmayan değildir. Eğitim de aynı şey. Biz burada tiyatroyu sanatı konuşuyoruz. Sanat insanın genlerinden gelen bir şeydir. Yoksa her ay 15 bin bastır, aktör ol. Olmaz öyle şey. İnsanların üzerinde iki kötülük var. Aşırı yoksulluk ve aşırı zenginlik. Bunun ikisi de hastalıktır. Aç gözlülük ve yükselme hırsı yatar bunda. Aç gözlülük ve yükselme hırsı bireyciliktir. Sanat bunları önleme sanatıdır. Sanat bunları eleştirir. Açgözlülüğü, cimriliği... Bazı insanlar bundan gocunur. Bazı insanların da hoşuna gider. Açgözlülüğü, bireyciliği ne önleyebilir; Mal ortaklığı. Mülkiyet ortaklığı önleyebilir. Kültür hayatımızdan çıksa ne olur? Toplumda ne değişir, ne gelişir, ne geriler? Kültür hayatımızdan çıkınca ne oluyor; Ya cami ya da kışla. İkisi de adamı beşli içtima eder. İşte toplumda yapılmak istenen budur. Bize şu sunuluyor; Askeri darbe mi, şeriat mı? Yahu gerçek diye bir şey yok mu? Normal bir hayat yok mu? Bugün halkımız ve ya dünya halkları deve gibi ortada kalmıştır. Hani deveye demişler ya; İnişi mi seversin, yokuşu mu? Deve demiş ki; Yahu düz yola ne oldu? Bir yokuşa insanlar sürülüyor. Bu savaş aletleri insanları insanlıktan çıkardı. Ve hatta insanlar öyle bir hale geldi ki, insanlar cellâdının aynası haline geldi. Ne kadar çok adam öldürürsen o kadar mubah bir adam haline geliyorsun. Oğul Buhs’un yaptıklarını İsa’dan önce Neron yapıyordu. Neron doğum gününde kölelerini çarmıha getirmiş. Sonra merak etmiş bu köleler son nefeslerinde ne söylüyorlar diye; Neron dinlemiş, bakmış, “doğum günün kutlu olsun” diyorlarmış. Bizim Amerika’yla ilişkimiz böyle. Onların istedikleri şeyleri yapıyoruz. İstemediklerini yapmıyoruz. Tam bu noktada tiyatronun ve tiyatrocunun tavrı, anlayışı ne olmalı? Burada bizim tiyatronun ve tiyatrocunun durumu gündeme geliyor. Kültürü belleklemek ve açılım buldukça bunu sermek. Bu Eurupides’ten beri böyledir. Eurupides Zeus’a karşı yazmıştır oyunlarını. Eurupides o gün Zeus’a karşı çıkıyor da biz bugün Bush’a karşı mı çıkamayacağız. Önümüze bakalım. Dost kim, düşman kim? İnsanlar artık soyluluk meselesini parasal duruma getirdi. Bu yabancılaşmanın en ötesi bir şey. Soysuzlar parayla soylu hale geldi. Adamların söyleyecek bir sözleri yoktur. Dünyada ve bu ülkede yaşanan savaşlar, kavgalar ve mücadelelerle beraber 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’ne bir bakış fırlatırsak, nasıl bir tablo çıkar ortaya? 27 Mart Dünya Tiyatro Günü için, çocuklar süt istiyor bomba değil. Çocuklar geleceğini istiyor hapishane değil. Çocuklar sevgi istiyor, şiddet değil. Çocuklar gerçeği istiyor, yalanları değil. Çocuklar... Çocuklar... Çocuklar... Eğer bunlar tiyatronun gündemine girmezse, sanatçılar bunları alıp yok edecek duruma getirmezse, bunlar sürer. Bunu görmemiz gerekiyor. Brecht’in bir oyununu yaparsın, ilerici sanatçı görevini yapmış olursun. Yetmez. Hitler dönemindeki faşizm nasyonal faşizmdir. Bizim yaşadığımız faşizm ise, enternasyonal faşizmdir. Yani küresel faşizmdir. O zaman şu çıkıyor ortaya; Biz dünyada faşizmi yenmek zorundayız. Ülkemizde yenemeyiz dünyada yenmeden. Hep halkın halini, eğitimini sormamız gerekiyor. Adam hastalığı için eczaneye uğrayacak. Ama biz ondan önce bakkala, manava uğrayabildiğini sormuyoruz. Bugünün teknolojisi bu dünyayı bitirmeye yeter. Dünyayı ortaklaşa kullanacağımız bir seccade, bir halı gibi görmemiz gerekiyor. Öyle bakmamız gerekiyor. ![]() Benim oyunumun yasaklanması devede kulak. Bizim gibi sözel sanatları güçlü olan ülkeler tiyatronun cenneti olması gerekiyor. Bu devletin yöneticilerine şunu söyleyeceğim; Tiyatronun üstüne bu kadar gideceğinize, tiyatroyu serbest bırakın. Daha bol destek verin. Hem çok ucuz yapılan ve hem insanı geliştiren bir şeydir. Tiyatrocu hem kendini, hem de seyircisini geliştirir. Bunun içine insan girer, insanlık tarihi girer. Bir kere tiyatroya gitmiş, bir oyunda rol almış birisi sıradan biri olamaz. Biz sanatçılar olarak yaşadığımız topluma söylememiz gereken neyse onu söylememiz gerekir. Ne olur tiyatroyu serbest bıraksınlar. İnsanların önünü açsınlar. Hele benim oyunum düğün, günümüz düğünlerinde öyle bir şey kalmamış. Eskiden üç gün üç gece düğün yapılırdı. Şimdi onlar yok. Korkarım bu kültür oyunumda kalacak. Sanırım eleştiri ve hakareti aynı kefeye koyuyorlar... Eleştiriyi hakaret olarak almayın. Oyundan bölümleri çıkarmaları hoş değil. Sözel sanatlarla uğraşıp da başı beladan kurtulan adam yoktur. Her zaman zalimlerin adı hatırlanmaz. Tam tersi mazlumların adı anılır. Halına bir şeyler söylemen için bir şeyleri göze alıyorsan, bazı şeylerin farkında olman lazım. Çünkü ben halkı kandırmıyorum. Halkı uyarıyorum. İnsanlar kurtuluşunun bireysel kurtuluşundan olduğunu sanıyorlar. Hayır. İnsan bir tek kendini kurtaramaz. Çünkü o toplumun bir parçasıdır. AYDIN ORAK
__________________ |
|||||||||||||
|
|
|
![]() |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Sky’ın Yeni Zelanda’ya özel HD servisi yayına başlıyor | cıwann | Bilim ve Teknoloji | 0 | 06-22-2008 04:07 AM |
| Diyarbakır’da ‘asker holiganlar’ yine iş başındaydı | No Mercy | Her Telden Muhabbet / Off Topic | 1 | 06-21-2008 11:27 PM |
| ‘’MISTO KOR’’ VE HALAM | Sümeyye | Tarihte Bugün | 3 | 05-14-2008 09:40 PM |
| Euro NCAP’den Yeni Nesil Toyota Corolla’ya Beş Yıldız | CovBoy | Kara Ulaşım Taşıtları | 0 | 05-14-2008 06:32 PM |
| Astronot’ değil ‘astro-inek’ aranıyor | Stêrka_Jiyan | Bilim ve Teknoloji | 0 | 05-06-2008 01:39 AM |
Sitemizde illegal içerikli konu/mesaj vermek
ve telif haklı eserlerin paylaşımı kesinlikle yasaktır!
Yazılanlardan dolayı oluşabilecek her türlü yasal sorumluluk yazan kullanıcılara
aittir.
Yinede sitemizde yasalara aykırı bir
durum görürseniz;
Lütfen,
hepsilegal@gmail.com 'a yada
İletişim'e
bildiriniz.
Mesajınız en kısa sürede incelenip, gereken müdahale yapılacaktır.